GAP TURU 1.Gün Adana-Taşköprü-Ulu Cami-Tarsus-Eshab-ı Keyf-St. Paul Kuyusu-Şahmeran

 

Çok uzun zamandır katılmayı istediğim Gap Turuna kardeşimle beraber 15 nisan tarihinde katıldık.Değişik şehirlere gitmek , tarihi yerler görmek, yöresel yemekler tatmak herzaman bende merak uyandırmıştır.Otobüsle yolculuğun yorucu olmasından dolayı Uçaklı bir Tur aldık Touristica’dan. Turun planladığı ilk gün programı şöyleydi.

  • Adana-Taşköprü-Ulu Cami-Tarsus-Eshab-ı Keyf-St. Paul Kuyusu-Şahmeran
  • Pazartesi

Sabah 03.30 Ataköy Olimpiyat evi (Sinan Erdem spor salonu önü), 03.45 Mecidiyeköy Katlı Otoparkı önü, 04.15 Kadıköy Evlendirme dairesi otoparkı önünden hareketle Sabiha Gökçen Havalimanı’nda siz değerli konuklarımızla kültür rehberinizin buluşmasının ardından Pegasus Havayollarının 06:05 Adana uçağı ile yaklaşık bir saat yirmi dakikalık yolculuğun ardından Adana’ya ulaşıyoruz.

Alanda bizleri bekleyen aracımıza binerek yöresel kahvaltımızı almamızın ardından ( ekstra ) Adana’yı sizlerle tanımaya başlıyoruz.Seyhan ırmağı üzerinde bulunan Taş köprü,ulu cami ve saat kulesi gezileri sonrasında Çukurova’nın bereketli toprakları üzerine kurulmuş olan Tarsus ilçesine ulaşıyoruz. İlk olarak sizleri Tarsus şelalesine götürüyoruz. Bu doğa harikası noktada manzaraları seyre daldıktan sonra Hıristiyan ve Müslümanlar tarafından kutsal addedilen, Eshab-ı Keyf (yedi uyurlar) mağarasına gidiyoruz.

Yerel baskıdan kaçan yedi kişinin 309 yıl boyunca uyuduklarına inanılan mağarayı ziyaretimiz ve anlatımlarımız sonrası, antik çağlarda kentin giriş kapısı olarak kullanılan ve orijinalinde bir zafer tak’ı olan Kleopatra Kapısı, Hıristiyanların şifa bulmak için geldikleri St. Paul kuyusu ve Şahmeran hamamı gezilerini tamamladıktan sonra Osmaniye,Nurdağı üzerinden Gaziantep’te bulunan otelimize ulaşıyoruz.Akşam yemeği ve konaklama otelimizde.

Konaklama: Tuğcan Otel / Gaziantep

Günün Restoranı ve lezzeti: Tarsus Şelale restoran, Saç kavurma,Alabalık (Ekstra)

Alışveriş Noktaları: Tarsus Cezerye

Araç ile yapılacak güzergah ve toplam km :

Adana – Tarsus 80 km

Tarsus- Gaziantep 260 km

Toplam 330 km

Ve Keyifli bir yolculuğun ardından Adana’ya vardık.Otelin terasından Taş köprüyü  çektiğim bir fotoğraf.

Resim

 

Programda belirtilen Yöresel kahvaltımızı yapacağımız için çok heycanlıydık.Çokta acıkmıştık.

Resim

Evet Turumuzun bahsettiği otelde alınan yöresel kahvaltı böyleydi.Bizde hayel kırıklığı uğrattı.Sonrasında Taze sıkılmış portakal suyu ikram ettiler.Merak edenler için bu kahvaltı extra olup 15 tl idi..Sonrasında kahvaltımız bitmeden ücret almaya geldiler.Kimse hesabı henüz istemeden masa masa ücret topladılar..

Otelin hemen yanında bulunan sinema müzesine girdik kardeşimle.Bu turun içinde yoktu.Biz merak ettik ve gezdik.

Resim

Yılmaz Güney’in balmumu heykelini direk karşımızda görünce biraz korktuk 🙂

Resim

Resim

Taşköprü’nün üstünden geçmedik ama Zübeyde Hanım parkını gezip Taşköprü’yü Fotoğrafladım.

Resim

Taşköprü’den sonra Ulu camiyi Görmek üzere yola çıktık.

Resim

Ulu camiyi gördükten sonra otobüsle paronamik şehir turu yaptık.Portakal ağaçları arasından mis gibi güneşli bi hava eşliğinde Tarsus’a Doğru yola çıktık.Öğle yemeği için Yııldırımlar Otantik Restorantta  mola verdik.Mini Şelale ,Su sesleri ve Ördekler arasında harika bir Öğlen yemeği yedik.Adana kebap tercih ettik gayette güzeldi.Merak edenler için Fix menü 18 lira idi.Bu manzara eşliğinde yemek yemenin keyfine paha biçilemez.

Resim

 

Resim

Nefis bir Öğle yemeğinin ardından Şelaleye doğru yürüdük.Ben burayı manavgat şelalesine benzettim.Doğa harikası biyer daha görmenin sevinciyle çok fazla Fotoğraf çektim.Bazıları şöyle 🙂

 

Resim

Resim

 

Şelaleyide gördükten sonra  Hıristiyan ve Müslümanlar tarafından kutsal addedilen, Eshab-ı Keyf (yedi uyurlar) mağarasına gittik.Yerel baskıdan kaçan yedi kişinin 309 yıl boyunca uyuduklarına inanılan mağarayı gezip hikayesini dinleyip Fotoğraflarımızı  çektik.

Resim

TARSUS Aziz (St.) Paul Kuyusu kısaca hikayesi şöyle ;
Aziz Paul, Tarsus’da doğmuş ve babasının mesleği olan çadır bezi dokumacılığını yapmıştır. Tarsus’da Aziz Paul’un doğduğu ve yaşadığı ev olarak bilinen yapı kalıntısının ortasında bulunan kuyunun suyu, günümüzde halk arasında şifalı olarak bilinir. Bazı Hıristiyanlar, Hacı olmak için Kudüs’e gitmeden önce Tarsus’a uğrayarak Aziz Paul kuyusundan su içerler.Bizde içtik 🙂

Resim

 

 

Ve Şahmeran hamamına doğru yürüdük.Hamamın önünde rehberimizden şahmeranın hikayesini dinledikten sonra Serbest zamanda şehri turladık.Cezeryelerimizi aldık.

Resim

Tarsus sokaklarıyla, tarihiyle, doğasıyla harika biyerdi.Resim

Resim

Resim

Bu güzel günün ardından Otelimize Doğru yola çıktık.Oteller oldukça konforluydu.Yemekler güzeldi.Ertesi Gün başka bir şehrin sabahında uyanmak üzere uykuya daldık…

 

Reklamlar

Beklentisiz olmak

 

Resim

Son zamanlarda en çok duyduğum  ve en gıcık olduğum sözlerden bitanesi mutlu olmak istiyosan beklentiyi sıfıra indir.Beklenti nasıl sıfıra inebilir ki? Bir öğretmenin öğrencisinden,bir kocanın karısından,bir patronun işçisinden,bir çiftçinin toprağından,bir annenin çocuğundan , çocuğun annesinden beklentisi herzaman vardır.

Bir kadın bekler beklentilidir.Beklentili olmak umutlu olmaktır umudu kaybetmemektir.Beklentiyi sıfıra indirebilen bir insan ölü bir insandır bence.

Anneler günü beklentisiz olurmu? Evladını görmek ister insan belki bir hediye bir kucaklaşma.

Biz büyüklerimizi ziyaret ettik bugün güzelde geçti çok şükür.Onlar sevindi biz sevindik.

Bende bugün bişey bekledim bi mesaj bi kucaklaşma bi sarılış belki bi çiçek.Oğlumun babasıyla organize ettiği bir kutlama bekledim.

Ama olmadı ben yine beklentiyi sıfıra indiremedim. Üzüldüm..Koca adam yine erken uyudu.Ben yine yalnızdım.

Sonra kenara çekildim sessizliğe büründüm.Taki Ufak bi adam yanıma gelip kulağıma ” Seni seviyorum Annecim” diyene kadar..

 

 

 

 

 

Bir Çocuğun Gözünde Anneler Günü

 

Resim

Anneler Gününe 2 gün kala Tv de Sosyal medyada Reklamlar hızla dönmeye başladı.Oldum olası hediye seçerken strese giren biri olarak.Dün anneme sordum Anne sana ne alayım? Şaşırdı annem.Alışkın değildi.Bilmiyorumki sen ne istersen onu al dedi mahçup olarak.Amacım onu mahçup etmek değil ihiyacı olan istediği bişeyi almaktı.

Cevap alamadım ama ne alırsam alayım annemin mutlu olacağını bildiğim için içim rahattı.Yarın eşimle beraber çıkıp Anneme kayınvalideme hediye bakıp benim kararsızlığım ve  acaba beğenirmi? üstüne olurmu? sesli düşüncerimle birlite eşimin ne alırsan al yeterki gidelim bakışları arasında yaşayacağımız stresli bir gün bizi bekliyor 🙂

Tuna reklamlardan duyunca yanıma geldi “Annecim sana bir süprizim var” Süpriz diyince gözlerim fal taşı gibi açıldı hemen.Yoksa bana bir resim mi yaptın dedim. Hayır bunu sana aldım dedi ve oyuncaklarının içerisinden çıkardığı plastik topu bana verdi.Güldüm.

Ben İzmir’de anaokuluna giderken sana bi kutu yapmıştım öğretmenimle hatırladınmı? dedi.İçine küpelerini Koyuyodun.Unuturmuyum hiç oğlum eliyle uğraşıp yaptığı ilk hediyemi..Sonra odasına gitti Elindeki resim sayfasıyla yanıma geldi.

-bak annecim sana anneler günü resmi yaptım.Burda sen varsın şurdada ben kahvaltı yapıyoruz beraber.

Çok güzel bi resim yapmışsın ama bi dakka.Neden yüzüm asık ben asık suratlı bi annemiyim.

-Değilsin ama ben yemek yemediğim için üzülüyorsun. dedi

Evet üzülüyorum çok mutsuz oluyorum strese giriyorum yemek saatlerinde.Hep dua ediyorum bu durumun geçmesi için..Benim için en güzel hediye çocuğumun sorunsuz yemek yemesi olurdu diye geçiriyorum içimden.

ve tüm annelerin Anne adaylarının anne olmak isteyenlerin (bu duyguyu biran önce yaşamaları için dua ederek) Anneler Gününü

En içten dileklerimle kutluyorum.Tüm zorluklara rağmen iyiki anneyim iyiki annem var.Allah hiçbir varlığı annesiz bırakmasın.

Victor Hugo`nun “Kadınlar zayıftır ama anneler güçlüdür” sözlerini hatırlatmak istiyorum….

 

 

 

 

 

 

Bu İşte Bir Yalnızlık Var

 

Resim

Eylül Doğumluyum ben, severim sonbaharı,yağmuru,esintiyi,hüznü.Bir tarafım hep melankoliktir.Bir tarafım hep hüzün.En yoğun yaşadığın duygu nedir deseler yalnızlık derim.Sevmem ben yalnızlığı korkarım hep.Yalnız kahvaltı etmek,yemek yemek ,biyerlere gitmek.Yalnız kalmamak için hep biyerlere giderim, yada birilerini çağırırım yanıma.

Tuna’da Eylül Doğumlu birbirimize çok benziyoruz.Son zamanlarda benim hiç arkadaşım yok , kardeşimde yok ben kiminle oynayacağım nidalarını çok duyuyorum.Çok duygusal çocuktur Tuna.Çok derin kahkahalar atıp birden gözleri doluyor.Bazen keşke bir kardeşi olsa hep oynardı yalnız olmazdı diyorum.Sonra kardeşlerin kedi köpek gibi kavga ettiklerini bişeyler paylaşmadığını görüp ve duyunca  vazgeçiyorum.

Peki diyorum bu çocuk hayatı boyunca hep yalnızmı olucak tek başına mutlu olabilirmi?

Sonra kendime bakıyorum.Kalabalık bir aileden geliyorum.Kuzenler ,kardeşler hep birarada büyüdük oynadık.5 kız kardeşiz.

Arkadaşlarım var,Eşim var çocuğum var.Ama bu yalnızlık duygusu içimden hiç gitmedi beni hiç terketmedi.İşte şuan olduğu gibi böyle hissettiğim anlarda sürekli dinlediğim bir şarkı var…

 

Yeni tanıştık belki de

Ama kimbilir belki de hep vardın
Eşlik ediyordun sessiz ve sinsice belki de
Şimdi şimdi anlıyorum
Kurnazca ayırdın beni beki de
Liğme Liğme savurdun sevdiklerimi
Belki de

Yalnızlığım
Yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin
Yalnızlığım kanımsın canımsın
Sen benim çaresizliğimsin

Yalnızlığım
Bugünüm yarınım
Sen benim hüzünlerimsin
Yalnızlığım
Tek bilebildiğim sen benim
Vazgeçilmezimsin

Senin olmamı istedin
Ama belkide bir aşık gibi
İnatla bunca zaman kendine sakladın
Belki de bir tohum gibi serpildin
Filizlendin ben oldun belki de
Yatağımı bile paylaşabilmek için
Benimle

Her Çocuk Özeldir…

Resim

 

Size çok sevdiğim izlerken gözyaşlarıma engel olamadığım bir filmden bahsetmek istiyorum.Taare Zameen Par (Her çocuk özeldir) bir hint filmi.Harfleri,sayıları algılama problemi yaşan bir çocuğun çevresi ve ailesi tarafından tembel ve gerizekalı muamelesi görerek dışlanması , okuldan atılması,Gittiği yatılı okulda yaşadığı zorlukları ve resim öğretmenin çabaları sonunda çocuğun aslında Disleksi hastası olduğunu keşfetmesiyle gelen bir başarı öyküsünü anlatıyor.

Bu film ayrıca bizlere çocuklarımıza dayatılan tek düze öğretim sisteminin yanlışlarını , Her çocuğun farklı olduğunu,bir öğretmenin farkındalığının kazandırdıklarını çok güzel bir dille sıkmadan anlatmaktadır.Herkesin özellikle öğretmenlerimizin izlemesi gereken muhteşem bir filmdir.

Resim

Disleksi nedir?

Disleksi, en sık rastlanan öğrenme bozukluklarından biridir. Disleksi ile ilgili ilk bulgular, 1896 yılında bir İngiliz doktor olan W. Pringle Morgan tarafından elde edildi ve British Medical Journal’da yayınlandı. Morgan makalesinde 14 yaşında olan Percy adındaki erkek çocuğunun her zaman akıllı ve zeki bir tutum içinde olduğunu, yaşıtlarıyla kıyaslandığında oyunlarda hızlı olduğunu ve arkadaşlarından geride kalan hiçbir yönü olmadığını, ancak okuyamadığını belirtiyordudisleksi

Bu dönemlerde disleksinin görme sistemiyle ilgili olduğu düşünülüyordu. Çünkü, disleksinin en belirgin özelliklerinden biri harflerin ve kelimelerin karıştırılması ve tersten algılanmasıydı. Bu bakış açısından yola çıkan bir düşünceyle disleksiyle baş etmek için göz eğitimleri yaptırılıyordu. Daha sonra yapılan çalışmalar ise disleksinin görmeyle ilgili bir bozukluk olmayıp dil sistemiyle ilgili bir bozukluk olduğunu ortaya koydu. Bugün göz eğitiminin disleksiyle yaşamayı kolaylaştırmadığı da artık kesinlikle kabul gören bir gerçek.

Bugünkü bilgilerin ışığında, disleksi, fonem adı verilen dil birimlerinin birbirinden farklılıklarının ayırt edilmesi sırasında ortaya konmasıdır. Bu hastalık Albert EinsteinOzzy OsbourneLeonardo da VinciGraham BellHenry Ford ve Steve Jobs gibi ünlü kimselerde de görülmüş, ancak onların bilime veya sanata mükemmel eserler vermesini engelleyememiştir. Disleksi herhangi bir zihinsel engel değil değil aksine yüksek bir hayal gücünün göstergesidir. Çocuklar özellikle çizim yapmaktan oldukça hoşlanırlar.

Resim

 

 

Van Kahvaltısı İçin Gittik Bak Neler Gördük

 

Resim

Herşey internete Van kahvaltısı nerde yapılır yazmakla başladı.Önümüze çıkan ilk adres Eyüp’te bulunan bu mekandı.Hafta içi sürekli yemek hazırlamanın yorgunluğu ve bıkkınlığı sebebi ile yola çıktık.Dün Tuna anneannesinde kalmıştı.Onuda alalım mı almayalımmı yerdi yemezdi yorardı yormazdı derken almamaya karı-koca vakit geçirmeye karar verdik.Mekana vardığımızda oturacak hiç yer yoktu.Yarım saate yakın bekledikten sonra masamıza serpme kahvaltımız geldi.

Peynir tabağı vardı ortada.Van otlu peyniri,Van’danmı geldi bilmiyorum ama kaşar peyniri ve beyaz peynir birazda saçaklı peynir vardı

Kavurmalı yumurta,pastırmalı,menemen den birini seçebiliyorsunuz.Siyah ve yeşil zeytin,bal,kaymak,tahin ve pekmez,çilek reçeli,tereyağ,haşlanmış yumurta,az yumurta piyazı ,ekşi yoğurttan cacık, domates,salatalık bildiklerimizden di.Diğer kahvaltılardan farklı olarak un helvası, Murtuğa (yine kavrulmuş helvaya benzeyen ama şekersiz bişey) ve kavut denen yöresel ama benim çok beğenmediğim bişey vardı.Kızarmış ekmek ve Lavaş hiç aksamayan çay servisi ilgi alaka güzeldi.Kaymağı gerçekten lezzetliydi taze süt tadı vardı.Merak edenler için 2 kişilik serpe kahvaltı 50 tl idi.Daha önce Diyarbakır’da yaptığım kahvaltı ömrü hayatımda gördüğüm en güzel kahvaltıydı bence..Kahvaltı sonrası ikram edilen türk kahverini içten sonra Eyüp’ün merak uyandıran sokaklarına daldık.

Daha önce sadece pierloti’de oturup manzarayı seyretmişliğim var ama bugün bambaşkaydı.Önce Mis gibi çiçekler sokaklar arasından geçtik.

Resim

Tarih kokan binalar, çiçek kokan sokaklardan  yavaş yavaş yürüdük.Camiler,Türbeler,Okuma ve dinlenme alanları ,Konaklar görülmesi gereken yerler

Resim

 

Teleferik sırası çok olduğundan Mezarların arasından dua ederek pierlotiye çıktık.Çıkarken yol üstünde Necip Fazıl Kısakürek ve Mareşal Fevzi Çakmak aile kabristanını gördük.Manzarayı seyrettikten sonra Teleferikle aşağıya indik..Ve ben bugün İstanbul’a birkez daha aşık oldum 🙂

 

Özlediğim Manzara

 

 

 

Resim

 

Bugün çok istediğim birşey gerçekleşti.Hem Tuna için hem benim için.Ben oldum olası kapalı alanları hiç sevmem.Avm’lerde Çocuk eğlendirmek,spor yapmak vs..Bu hiç yapmıyorum demek değil tabi ama benim için bir tercih sebebi değildir.Hele hava pırıl pırıl ise ve o çocuklar kapalı alanlarda oynuyorlarsa çokta üzülürüm.

Bugün tüm ısrarlarıma rağmen Tuna hiç dışarı çıkmak istemedi.Bende ona camdan çocukları izlemesini söyledim.Komşularla Çok merhabalığımız olmasada çocukları tanıyorum.Müstakil bi ev var yanımızda ve iki bina arasındaki alanda oynuyor çocuklar.Ufakta olsa yola olan mesafesinden dolayı hep o evde oturan çocuğu şanslı görürüm.Kapıda oynayabileceği bi alan olduğu için.

Tuna hadi arkadaşlara Çikolata atalım dedim.Yusuf diye seslendi tuna ” yakala sana çikolata atıyoyuuuum” yusuf sevinerek yakaladı çikolatayı.Tuna yusuf’un üstündeki örümcek adamlı tişörtü görünce ” Yusuf tişöytün çok güzelmiş”dedi.Böyle bir iltifat beklemiyordu yusuf:) Annecim diğer çocuğun ismi ne diye sordu.Eray dedim.Eyaaaayy sanada çilokata atıyoyuum yakala dedi.Çocuklar hallerinden çok mutluydular.Tuna dedim hadi Aşağıya in sende onlarla oyna.Annecim sende gel beni bekle .Tamam hadi inelim derken kapı çaldı.Gelenler Yusufla Eray’dı.Tuna onları görünce çok şaşırdı Eli ayağına dolandı heyecandan bağıra bağıra konuşmaya başladı.

Araba oyuncağın varsa getir dediler Tuna’ya.Tuna tamam hepsini getiycem hemen geliyoyummm derken telaştan evden çıkamadı.Çünkü ilk defa birileri kapıya gelip onu dışarı davet etmişti.İndi aşağıya ben 15 dakika yanlarında oyunlarını izledim.Baktım kahkahalar havada uçuşuyor ortam iyi.Eee ozaman siz burda biraz oynayın ben kuaföre gidip hemen gelicem dedim.Tuna “hayır annecim gitme sende yanımda dur” desede onu ikna ettim.Çünkü babası camdan onu izleyecekti.Tuna sokağa inmiş üstelik bikaç arkadaş edinmişti.Bu sevinçle işimi hallettim eve geldiğimde Tuna yıkanmış paklanmış bana kapıyı açtı.

Çok eğlendiğini güldüğünü söyledi..İkimizde hayatımızda bi ilki yaşadık bugün.O bensiz sokakta arkadaşlarıyla oynadı.Ben onsuz Koaförüme gittim..Mutluyum çünkü sokakta hayat var 🙂

Evde Çocukla Nasıl Vakit Geçiriyorum?

 

Resim

 

Erkek çocuk anneleri daha iyi bilir.Evde vakit geçirmek oldukca zordur.Bana çoğu arkadaşım akşama kadar nasıl bakıyorsun bence kreşe vermelisin hem sen kafanı dinlersin hem çocuk sosyelleşir der.Evet çok zor gerçekten.Tuna 4,5 yaşında sadece 1 dönem kreşe gitti.Oda geçen seneydi.Eşimle iş nedeniyle İzmir’re gitmek durumunda kalınca bir yıl boyunca evde kafayı yememek için bende iş hayatına geri dönmüştüm..O dönemde Tuna’yı kreşe verdik.Pek bu durumdan hoşnut olmasada 1 haftanın sonunda Tuna kreşe alışmıştı.Çok güzel şeyler öğrenmiş faliyetler yapmıştı.Nekadar gittiği kreş içime sinsede Tuna sabahları genelde mızmızlanarak gidiyordu.Ben  sabahları Tuna’yı okula bırakır ordanda işe giderdim.Akşam işten erken çıkar Okuldan alırdım.Ev,iş,kreş yakındı birbirlerine.Çalışan bir bayan için işten 1 saat erken çıkmak trafiğe kalmamak cumartesi çalışmamak ne büyük bir lütufmuş.4 yıl aradan sonra kendime gelmiştim..Derken 1 sene bitti acısıyla tatlısıyla ve biz İstanbul’a döndük.3 aydır Tuna’yla tam zamanlı evdeyim.Yemek yemeyi sevmeyen ,parkta genelde girişken davranıp arkadaş edinmekte ama edindiğinde de sülük gibi yapışan bir çocuk…Bikaç kez kreşe verme girişimlerinde bulundum beraber gittik baktık.Ama bana hep” Annecim beni kreşe verme benim biraz daha büyümem lazım,büyüyünce söz gidicem ,seninle birlikte evde olmak istiyorum” dedikce okul işini erteledim.Hem yaz dönemi geliyor sıcaklarda okula tıkılıp kalmasın istedim.Tuna açık havaya alışık çocuk.Biz bebekliğinden beri yaz,kış,yağmur,çamur demeden dışarı çıkarız.Hava şartlarından dolayı parklar hep boş olur.Tuna’yla benim dışımda:) Tuna’ya bikaç kez neden okulu istemediğini sorduğumda ” Annecim hep içerdeyiz,hiç dışarı çıkmıyoruz,hep faliyet yapıyoruz der..Öğretmenlerine durumu ilettiğimde tam yaz gelmeden bazı veliler çocukları hasta olmasın diye çıkmalarını istemiyor demişti. 😦 Bende bu nedenden dolayı doya doya dışarda olsun parklar ,bahçeler koşsun oynasın istiyorum.Genelde hep dışardayız eve geldiğimizde ise enerji bitmemiş gene benimle birşeyler yapmak istiyor.Ben Tv açıp,tablet,pc karşısında çocuğun vakit harcamasına karşıyım..Evet zorlanıyorum..Ama direniyorum.Akşama kadar napıyorsunuz diye soranlar oluyor.Foğraftada görüldüğü gibi bir günümüz evdeyken şöyle geçiyor.Lego yapıyoruz arasıra,puzzle,Dergi çalışması.Şimdi kendin oyna dediğimde örümcek adam kostümünü giyip ağ fırlatıyor:) Çok geçmeden yanıma geliyor sıkıldım annecim bana bi iş ver dediğinde Patetesleri soğanları yerlerine koyduruyorum..Bezelye ayıklatıyorum, masayı kurmama yardım ettiriyorum,kek ,pasta,kurabiye yapıyoruz.Ben evi süpürürken oda silmek istiyor.İzin veriyorum.Bulaşık makinasındaki kaşıkları yerlerine koyuyor..Sonra serbest zaman hadi biraz kendin oyna dediğimde yüzünü gözünü boyayıp geliyor” annecim kendimi kahraman yaptım olmuşmu?” harika olmuşsun diyorum.Bazıları beni eleştirebilir erkek çocuğuna yaptırdığı işlere bak diyerek..Oğlum bu işleri severek yapıyor,bana yardım ettiğinde mutlu oluyor..Kendi işini kendi yapan biri olarak yetiştiriyorum.Kendi kendine yetebilen.Tek başına kaldığında başının çaresine bakabilen ,evlendiğinde eşine yardım eden özgüvenli biri olsun istiyorum..Olması gerekeni istiyorum…

Anılara Sahip Çıkamamak

 

ANILAR

 

Dünden beri moralim çok bozuk.Çünkü ben anılarıma sahip çıkamadım.Oldum olası fotoğraf çektirmeye ,çekmeye meraklı biri oldum ben.Nedeni belki  bebekliğime çocukluğuma ait hiç resim olmayışıdır.Hiç demek yanlış olur belki bir tane var çünkü.Bu özlemden dolayıdır ki sürekli her anı fotoğraflar canım sıkıldıkça o resim klasörlerine tek tek bakar o ana geri döner bana yaşattığı duyguları anımsarım.Ama benim Arşivlerimde Gardrobum gibi hep dağınıktır.Mesela yeni tarifleri biryerlere not alırım.Her çekmecemden bir not çıkar toparlanmayı bekleyen.Birsürü ajandam not defterim vardır.Birine Beğendiğim tarifleri yazmayı,diğerine gün ve gün yaşadıklarımı not almayı düşündüğüm.Ama yapamadığım.Aslında bendeki ruh hali okulda yeni defterin ilk sayfasına özenle ve kırmızı bir kalemle başlık atıp altına en güzel yazınla sayfayı doldurmak isteyişi gibidir.Sonrasını bilirsiniz hızlı hızlı yazılar başlıklar birbirine karışır.Benim hayatımda böyle işte bir özenle hevesle alınan kıyafetler önce askıya asılır sonra onumu giyiyim bunumu derken askılar tektek boşalır yığın olur ve öylece kalır.Faturalar ıvır zıvırlar tarifler çekmecelere tıkılıp bir boş günde hepsi düzenlenecek diye planlar yapılır.Fofoğraflarımda bikaç pc’de Cep telefonumda orda burda toparlanmayı bekliyordu..Sonra büyükçe bir Hardisk alıp eşim şuana kadar çektirdiğimiz Tüm fotoğrafları videoları ,filmleri ,mesleğimize ait dökümanları  buraya kopyalamıştı.Anılar düzene girince hepsi bi yerde toplanınca çok mutlu oldum tabi.Taki dün hardiskteki fotoğraflara bakmak isteyinceye kadar.Artık düzenli olmak istiyordum ve yeni Fotoğrafları buraya arşivlemeliydim.Yaptımda.Sonra diğer klöserlere bakmak istedim ama açamadım.Eşimi aradım sorun yoktur ben akşam hallederim dedi.Gergindim olmayacağını biliyordum olmadıda.Ne oldu nasıl oldu bilmiyorum ama o arşivlerde şu yaşıma kadar biriktirdiğim anılarım vardı.15 yıllık iş hayatım, Flörtüm,Evliliğim,Balayım,4 yıl yaşadığım Romanya,Hamileliğim,Doğumum ve TUNA”m vardı. Aynı pozu Her gün 10 ‘larca 100 ‘lerce çektiğim silmeye kıyamadığım.Benim çocukluğuma inat çektiğim binlerce Anım vardı.İçinden resimleri seçmeye karar veremeyip baskı yaptıramadığım anılarım vardı.Ama gitti.Ben anılarıma sahip çıkamadım.Bu yazıyı okuyorsan ve bir Arşivin varsa çok Şanslısın….